Bir Kaç Damla Tefekkür, Yalnızca Tefekkür...

Gazze: Sabrın ve Direnişin Başkenti

Gazze üstüne söylenecek çok söz var, ancak söylenecek cümlelerin en başına, yapılacak işlerin en önüne, Gazze için feda olan yiğitlerin fedakarlığını ve Gazze'ye feda olan yiğitleri yardımsız komayan kahramanları koymalıyız. Gazze bir mevzidir, Gazze bir hendektir... Kendisini bu mevzide hisseden herkes, bu hendeğin kazılması için tırnağıyla, dişiyle gayret eden herkes Gazzeli, Filistinli'dir... Kassam füzelerinin, Nasır füzelerinin, Grad füzelerinin fünyelerini ateşleyip, Gazze'yi siyonistler için Hendek kılanlar, ümmetimizin yiğit evlatları, İstiklal Caddesi'nde, Beyazıt'ta, Çemberlitaş'ta o yiğitlere selam gönderenler de Allah'ın yardımcıları olmaya and içmiş kahramanlardır. Hakkı teslim etmeli evvela, adını koymalı, bundan yüz yıl sonra bugünün tarihini yazanlar, bir trajedinin değil, evlatlarını kurban verip zafere yürüyen aziz bir davanın destansı zaferini yazacaklar.

Şimdi, Ortadoğu'da stratejik açılımların, Gazze ve Filistin üzerine kurulacak bütün entelektüel cümle ve söylemlerin anlamını kaybettiği günlerdeyiz. Bugünler, direniş ve sebat, niyet ve ihlas, dua ve amel günleridir. Ekranlardan izlemekle yetinenler, elbette bu hakikati bilemeyecek ve anlayamayacaklar. İyi bilelim ki bu yıkım, entelektüel cümlelerin ve kaygıların, modern dünyanın meşhur barış paradigmasının, Birleşmiş Milletlerin ve varolduğu iddia edilen milenyum uygarlığının yıkılışıdır. Dolayısıyla Siyonist rejim, Gazze'deki binaları yıkmıyor yalnızca ve katlettiği sadece masum Gazzeliler değil. Bombalar, batı medeniyetinin ve varolduğu öne sürülen insan hakları eksenli ahlak anlayışının orta yerine düşüyor. Ancak, öylesine manidardır ki, bölgenin Müslüman halklarını temsil iddiasındaki Hükümetler, halen stratejik kaygılarla bir takım ziyaretlerde bulunuyor, sorunun çözümü için diplomatik girişimlerde bulunuyorlar. Gülünesi çabalarından ne zaman vazgeçecekler? Göremiyorlar mı ki, Gazze'de bir varoluş mücadelesi veriyor Müslümanlar? Göremiyorlar mı ki, Beyazıt'ta, İstiklal Caddesi'nde ve Türkiye'nin dört bir yanında, ellerindeki İsrail bayraklarını yüreklerindeki intimak ateşiyle tutuşturanlar bu varoluş mücadelesinin ötesinde, berisinde değil, orta yerindedirler? Göremiyorlar mı ki, yüzbinlerin artık infiale dönüşen öfkesi, hükümetlerini ve iktidarlarını derdest edecek kadar büyüktür?

Sevdiğim ve fikirlerine değer verdiğim bir kardeşim, Gazze için cümle kurulması ve Müslüman coğrafyasının çocuklarımıza bihakkın anlatılması icap ettiğini ifade eden bir yazı kaleme aldı geçtiğimiz günlerde. Türkiye'de yapılan bütün eylemlerin, daha doğrusu Filistin için ortaya konulan herşeyin, bir manasıyla kendimizi tatmin etmek gibi bir yönü olduğunu belirtti mezkur yazının içerisinde. Evet, entelektüel kaygı halen esas ise, eyleme dönen bütün düşünceler, anlık bir öfkenin tezahürü olarak görülebilirler. Ancak, artık entelektüel kaygı, Gazze'yi, Beyrut'u ve Lübnan'ı hayatımızın içine katmanın, kavganın içinde olmanın vakti geldiğini göremediği için kördür. Artık konuşma zamanı geçmiş, mücadele mevsimi gelmiştir. "Dünya antisemitizm ve Şaron'un Yahudi halkı adına yaptığı iğrençlikler sebebiyle İsrail'i kınamamakta. Bu çirkin eylemlerin kendilerini temsil etmediğini hissedenlerin, durdurulması yönünde istekte bulunma zamanı gelmedi mi artık?" diyen Edwart Said'in önerisi, artık yıllar evvelinde anlam ifade eden manasız çağrıdır. İsrail'i kınayıp, durmasını istemenin bir manası yok, Tel Aviv'in ortadan kaldırılması yoluyla, haddi aşanların cezalandırılması Müslümanların omuzlarında bir vebalken, İsrail'i kınamanın hiçbir anlamı yok... Meydanları doldurarak kararlılıklarını ifade eden yüzbinlerce Mü'min, dün Beyazıt'ta ellerini duaya açan onbinlerce Mü'min, Edward Said'in bütün ömrü boyunca söylediklerinden daha manalı bir eylemin içerisindeydiler... Çünkü İslam, amele dönüşen sahici bilginin medeniyetidir, kitaplar dolduran ve insanları oyalamaktan başka bir işe yaramayan entelektüel bilginin değil...

Unutmayalım, bugün Gazze'yi direniş ve cihad yurdu olarak evlatlarımıza anlatacak olanlar bizleriz, yarın Allah'ın nusreti geldiğinde başlarımızı öne eğip, hamdetmesi gerekenler de yine bizleriz...

Suriye'de iken, Mü'min yüreklerin nasıl omuz omuza verdiklerini, nasıl direndiklerini ve sırasını bekleyenlerin düşmana karşı nasıl bilendiklerini gördüm... Temmuz Savaşı idi, İsrail, Lübnan'ın başınan bombalar yağdırıyor, ancak Bint Cübeyl'de bir avuç muvahhid askerin kararlığını teslim alamıyordu... Türkiye'ye döndüğümde de, oradaki direniş ruhunun buradaki kardeşlerimize sirayet ettiğini müşahede etmenin bereketini gördüm... Lübnan'ın, Filistin'in ve Çeçenya'nın ruhlarımızdaki karşılığı, Bedir'in, Uhud'un ve Hayber'in sahabenin ruhlarındaki karşılığı gibidir... Allah zafer verdiğinde hamdedenler bizlerdik, başımıza musibet olarak mağlubiyeti gönderdiğinde sabredecek olanlar da yine bizleriz... Bu sebepledir ki, Gazze ve Beyrut, İstanbul'a yakındır, medeniyetimize kattıkları direnç ruhu ile, İstanbul'un yanıbaşındadır her iki kent de...

İhvan-ı Müslimin hareketinin başlaması ve davanın yayılmasında büyük katkısı olan Şeyh Muhammed Hüseyin ez-Zamlut, Şehid İmam Hasan el Benna'ya şöyle hitap ediyordu: Amcam Şeyh 'İd, 'İslam'ın aziz olduğunu, ümmetinin muzaffer olduğunu, hükümlerinin yüceldiğini görmeden ölmemeyi diliyorum, Allah'tan.' O şimdi ölmüş bulunuyor ve İslam'ın aziz olduğunu göremedi. Benim de İslam'ın tekrar aziz olduğunu görmekten başka, hayatta hiçbir dileğim yoktur. Bu izzetini görmeden ölmemeyi Allah'tan diliyorum... Fakat bana öyle geliyor ki bu henüz uzaktır. Çünkü bir damla kan, henüz Müslümanlar için çok değerli birşeydir. Bir damla kan değerli birşey olarak görüldüğü sürece de onlar hiçbir şeye kavuşamazlar. Çünkü izzetin ve özgürlüğün bedeli, yalnızca bir damla kandır. Kur'an'ın da söylediği budur, Resulullah(s.a.v.)'ın yaşayışı da, ashabının yaşayışı da buna delildir.

Şeyh Muhammed Hüseyin ez Zamlut'a ve Şehid İmam Hasan el Benna'ya, bir damla kanın Gazzeliler için izzet ve özgürlükten değerli olmadığının müjdesini iletmesini diliyorum Allah'tan...

İnancım odur ki, Gazze şehidleri, Cennet-i Ala'da, Şehid Hamza bin Abdulmuttalib, Şehid Hüseyin bin Ali ve Şehid İmam Hasan el Benna tarafından kucaklanmışlardır... Ötesinde söylenebilecek herşey de laf-ı güzaftır...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »