Bir Kaç Damla Tefekkür, Yalnızca Tefekkür...

Ders-i İntibah - III

I)

/ustura kan taşının kapatamadığı yaralar da açar usta/

ve insan hayatı öğrendi bir berber çırağından.
yağmura hüzün giydiren güneşin göçüyle,
nasıl damıtılacağını günlerimizin,
alnımızdaki ter kadar taze ölümün,
nasıl kopartacağını can damarlarımızı,
öğrenebilirmiş insan,
on bir yaşındaki bir berber çırağından.

II)

/usta yük dediğin hamalın da gururunu incitir bazen/

ve insan hakikati öğrendi bir taşhan hamalından.
savaşçılar küsüp gittiğinde bu memleketten,
nasıl yok olup gittiyse mü'min olmanın onuru,
öylece çekip gitti gururu incinen hamallar taşhan'dan.
oysa o hamallar  yüksünmeden taşırlardı seni ve beni,
daha çok zaman.

-sırtımda var olmanın yükünü taşırım,
paranın iki yüzünde de yoktur gözüm.
zira savsaklanmış bir derdin peşindeyim nice zamandır,
kaderim kan kusmakmış, neyleyim?
bil ki sırtımdaki yükten ziyade incitir beni,
duasız dillerin zehirli kelamı.

sancıyan urganları vurup sırtıma,
her gece mercan'dan sirkeci'ye yürüyen benim,
nasır bağlamış sokaklardan geçerim,
üstüne kir bulaşmamış gölgemi sürüyerek ardımsıra.
Söylemiştim sana işin aslını,
Beni hiç bilmedin,
Zaten hiç bilemezdin,
Ve dahi hiçbir zaman bilemeyeceksin.

III)

-usta kalem dediğin şairin eline de yakışmaz değil mi bazen?-

yaşamanın yakışmadığı bir seyyah,
durduğu zaman öleceğini bildiği için,
vurur yolların sonsuzluğuna kendini değil mi?

ve şair dediğin usta,
yazmanın eline yakışmadığı şair ,
kelimeler eğreti sızladığı için şiirlerinde,
çabuk ölmek niyetiyle vurur kendini her gece,
unutulmuş bir ölümün koca avuçlarına.







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »