Bir Kaç Damla Tefekkür, Yalnızca Tefekkür...

Hazır Kürt Açılımı demişken...

4/10/2009 -Kategori: Haber-Yorum

Bu memleket, Türkiye’de Türkler dışındaki herkesin Türklere köle olma mükellefiyeti taşıdığını söyleyen milletvekilleri görmedi mi? Evet, gördü. Bugün gelinen noktada, ‘Kürtler için federal haklar’ isteyen milletvekillerinin nasıl türediğini merak edenler, şu memleketin ta temeline konulmuş dinamitlerin farkında olmayanlardır. Seksen küsür senedir, rejimi kuran oligarşinin ne yapmaya çalıştığını ve sistemin kendisini hangi reflekslerle koruduğunu bilmeyenlerdir. Ders vermek için değil, sadece tekrar etmek için anlatalım öyleyse.

Bu ülkenin kurucu unsurları tespit eden ilk Meclis’in üzerinden adeta silindir gibi geçen bir rejim kuruluş sürecini takiben, Şeyh Said Efendi’nin şahsında cezalandırılan bir milletten bahsediyoruz. Dağkapı’yı asla unutmamış milyonlarca insandan bahsediyoruz. Varlığı Türk varlığına armağan edilmek istenen bir milletten bahsediyoruz. Türk varlığına feda olmak üzerine antlar içirilen çocuklar büyüten annelerden ve babalardan bahsediyoruz.  Gelin sorunu tanımlarken, yabancı bir dilde yemin etmek zorunda kalmış Kürt çocukların ve ebeveynlerini dinleyelim. Yapabileceğinize emin misiniz?

Yakılmış köylerden, infaz edilmiş binlerce insandan ve bir halkın yangın yangın büyüyen acılarından ibaret bir tasviri dinleyebilecek kulağın sahibi kimdir? Eğer bu ülkenin Başbakanı, Cumhurbaşkanı ve vekilleri bu kulağa sahip değilse, boşa kürek çekiliyor.

Şu durumda, Kürt annelerinin sinelerine derman olmayacak ‘açılım’ ile yapacağınız şeye ‘tedavi’ denilemez. Olsa olsa iyiden iyiye başınızı ağrıtan sancıları durdurmak için bir halka ‘ağrı kesici’ uygulamaktır bunun adı.

Ve acıdır ki artık bütün ‘ağrı kesici’ uygulamalara bağışıklık kazandı Kürtler. Abdulmelik Fırat’ın bunalmışlığı en çok bunun işaretiydi. Adaleti kesin olarak tesis etmeyen bütün çözüm girişimleri Kürtleri daha çok bunaltmaktan ve Kürt çocuklarını bir kısım ‘şer odaklarının’ kucağına itmekten  öte bir şey kazandırmadı kimseye. Eğer soruna cesurca eğilmeye niyetliyse iktidar sahipleri, önce kulaklarını önyargıların tümünden arındırmak zorundalar. Yasalarla, ulus devlet kaygılarıyla gerçekten anlaşılamayacak hale getirildi zira Kürtler.  ‘Yasal’ bir kulak aramıyor Güneydoğu insanı artık, kendisini anlamak için insani olmayan bütün şartlarından arınmış bir kulak arıyor dertlerini dinleyecek.

Bu kadarı yeter mi?

Yetmez. Bu ülkede, ulusal kimlik ve üniter devlet dayatmalarıyla oluşan sorunları, İslami anlamda her şeye kulaklarını tıkamış bir proje ile çözmeniz mümkün değildir. Kürtlerin ve Türklerin kalbini ısıtan inanca bigane kalarak üretilen çözümlerin hiçbirisi gerçek olmayacak. Kürdistan medreselerini yok sayan projelerin hiçbirisi iki halkı tekrar birbirine bağlamayacak. Geçmişte bunun örneklerini gördük. Daha da göreceğiz böyle giderse. PKK’nın güç kazanma süreciyle, Kürdistan medreselerinin güç kaybetme süreçlerinin aynı yıllara rast gelmesi basit bir tesadüf olabilir mi?

Öyleyse gelin, bırakın şu boş inadı ve gerçekle yüzleşmekten korkmayın. Kürdistan medreselerinin ihyası, Kürtlerin kalbinin tekrar Anadolu’ya ısınmasının yegane anahtarıdır. İsterseniz, Yüksek İslam Enstitüleri’ne benzer bir statü tanıyın bu medreselere, isterseniz cemevlerine tanıdığınız statülere benzer bir statü. Ancak her ne yaparsanız yapın, artık şu bir devlet klasiği haline gelen ‘yok sayma’ acizliğinden vazgeçin.

Neden mi? Çünkü artık atacağınız adımların nedenlerini dahi konuşamayacağımız bir noktaya gelmiş durumdayız. ‘Şunun için’ yahut ‘Şöyle olmaması için’ değil, sadece ama sadece bir halka adalet ve özgürlük getirecek her şeyi bir an evvel masaya koymak durumundayız.

Ne zannediyorsunuz? Kalbi Anadolu’dan ve Anadolu insanından kopmuş milyonlarca insan sırf  Tayyip Bey’in hatrına sessiz mi kalacak? DTP’nin arkasında destek, açıktan açığa PKK’nın yanında saf tutan insanların varlığı, bir yalan değil beyler. Eğer o bölgede kameraları taşlayan, her fırsatta anarşiye sebebiyet veren tuhaf bir irade varsa, bunun sebebi sürecin her şeyiyle yok sayılmasıydı. Dağlarda operasyon düzenleyen askerlerin, şehirde öfkelerini büyüten yüz binlerce Kürt için bir mana ifade etmediği anlaşılmadıysa hala, dün Sincan’da yürüttüğünüz tankları bugün Diyarbakır sokaklarına salabilirsiniz. Göreceksiniz ki, hiçbirimizin zerre miskal hoşlanmadığı Kürtlerin sınırları zorlayan öfkesinde, bizler de öfkenin sahipleri kadar suçluyuz.  Onlardan hep sabretmelerini ve sadakatlerini korumalarını isteyen biz Türkler, her adımda biraz daha bunaltmadık mı bu insanları?

Yarım kalmasın diye hiç bir şey, şu yazdığım satırların sonunda, beni ‘Kürtçü’ olmakla vasıflandıracak olanlara şunu söylemek niyetindeyim: Hayır, sonuna dek Ümmetçiyim ve Müslüman halkların birbirine sımsıkı bağlanmasından yanayım. Fakat, hepimizin vebali olan bu sorunu, Ömerce bir adalet ve Alice bir cesaret ile bugün çözmezsek, yarın Yezidlerin kılıçlarının boyunlarımıza uzandığınız göreceğiz.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı